w world
world
@world · çevrimdışı
Güncel haberler
152 Haber 0 Yorum 38.688 Puan

Hakkında

Haberin doğru ve güvenilir adresi
  • 16.12.2014 14:37
  • TRABZONSPOR’DA OYNAMAK ZOR DA TARAFTARI OLMAK KOLAY MI?

    Septik Muhalifin Yazisi Bir futbol olgusu vardır bizde;Trabzonspor’da oynamak zordur diye!Oynamak zordur da Trabzonsporlu olmak kolay mı? Değil, hatta hiç kolay değil!En son şampiyonluk kupasını müzesine götüreli 27 sene olmuş bir takımın taraftarından bahsediyoruz.O sene doğan bebekler bu gün birer yetişkin Trabzonsporlu ve hala şampiyonluk beklemekte.Arada şerefi Trabzonspor’da fakat tenekesi Fenerbahçe kulubu müzesinde olan 2010-2011 sezonu şampiyonluğunu atlamak olmaz tabi!Şampiyon olamıyorsunuz tüm dünya sizinle uğraşıyor imajı veriyorsunuz diyenleri haklı çıkarmak değil niyetim ama evet bu ülkede Trabzonsporla uğraşıyorlar,şampiyon olmasın diye uğraşıyorlar ,olma ihtimali yüzdesi fazlalaşınca da gereğini en güzel şekilde yapılıyorlar!Hatta şampiyonluğu FİFA,UEFA tarafından tesçillendiğinde bile hakkı teslim edilmiyor,kupası verilmiyor.Kupası diyorum şampiyonluğu demiyorum,o sezonun şampiyonluk şerefi Trabzonspor’da çünkü.Bu gün sokağa çıksanız 2010-2011 sezonu şampiyon kim deseniz,biraz hakka hukuka inancı olan kişi şampiyonun kim olduğu konusunda yanılmaz.Hakem hataları! da cabası tabi ,hata mı değil mi pek kestirmek mümkün olmuyor.Art niyetsiz hata diyoruz bakıyoruz ki hep Trabzonspor aleyhine hatalar.Ülkede başka bir sacma olgu daha var hakemler büyük takımlar aleyhine düdük çalamaz!Futbol otoriteleri bunu söyledikçe zaten günülerlinde hep büyük aslan yatan hakem tabiî ki aleyhte karar veremez.Vermesini bekleyen yok denecek kadar az çünkü!Bu büyük takım olgusu da ayrı bir mevzu,bu gün Anadolu takımları çatır çatır İstanbul takımlarını mağlup ederken her ne hikmetse yenilen İstanbul takımı olunca mutlaka ama mutlaka kötü oynamıştır Anadolu takımının iyi oynayıp alma ihtimalı yok!Neresinden bakarsak bakalım futbolumuz sorunlu futbol kültürümüzün sorunlu olduğu gibi.Belki tüm takım taraftarlarında bu sorun vardır ama ben şimdilik içinde olduğum ve içinde olmaktan hep gurur duyduğum Trabzonspor taraftarlığı ile ilgileniyorum. Trabzonspor taraftarı futbolun doğasına aykırı şeyler bekliyor Trabzonspor’dan ;hep galip gelmesini,hep iyi oynamasını.İmkansız mı?Evet imkansız ve futbolun doğasına aykırı bir şey bu.Bir takım hep yenemez ve hep yenerse zaten futbolun tadı kalmaz.Ersun Yanal’ın gelişi ile bir hava yakaladığımız aşıkar, oynadığımız bir derbi olmak üzere üç maçı farklı skorlarla almıştık.O haftalarda taraftarın keyfine diyecek yoktu.Ama bu hafta kötü başladığımız derbiyi farklı skorla kaybedince geçen haftalarda göklere çıkartılan takımı eleştirmek dursun yerin dibine sokan taraftarlar oldu.Bizim ev mini bir tribün gibidir maç akşamları ,hem maç izlerim hem gözlem yaparım aile bireyleri üzerinde.İki dakka önce aslanım,koçum… olan futbolcu bir hatada afedersiniz kazma! oluveriyor.Bu futbolcunun yetenekleri birkaç dakika da köreliyor değil ya, o da insan hata yapabiliyor.Hele ki futbol gibi saiyeler içinde hem düşünüp hem de hareket etmeniz gereken bir oyunda hata yapmamak elde mi!Zaten futbolu keyifli yapan,seyir zevkini arttıran ansızın yapılan hatalar değil mi?İşte taraftar bunu kaçırıyor ve kötü enerjisini hemen takıma yansıtıyor ve takımın kötü gidişatının devam etmesinde olumsuz anlamda katkı yapıyor.Hep yensin istiyoruz takım da taraftar hep tribünde olsun istiyor ama boş denecek kadar az taraftar topluluğu karşısında maçlar oynadı bu takım.Hiç unutmam Trabzonspor’un kötü oynadığı bir maçta Volkan Şen’in yeni doğmuş çocuğuna küfredilmişti Volkan’da haklı olarak demoralize olmuştu.Ne var canım futbolcu profesyonel olmalı diyenler azımsanmayacak kadar çoktu o olayda.Peki futbolcudan oynarken amatör rufla mücadele vermesini beklerken; hakaret,küfür… edenlere verdikleri tepkilerde profesyonel olmasını beklemek ne kadar mantıklı,izaha değer olabilir ki.Yani tüm bunları aynı anda düşünebilecek bir futbolcu bulmak zor hatta insan bulmak zor.Şampiyon olmak için sabırsızlanan taraftarı anlıyorum.Trabzonspor taraftarı olmak zor bunu da iyi biliyorum ama taraftarlık maçı izlemekle,ürün almakla olmaz.O kadar para alıyorlar oynadıkları futbola bak deyip küfredemeyiz ahlaksızca.Bizler de bir yerlerde çalışıyoruz futbolcuların aldığı paralarla ölçülmez ama bizlerde para kazanıyoruz.İş verenin bu işi beceremedin o kadar para veriyorum deyip küfretmesini hazmedebilir miyiz?Bunu yapmaya da hakkı yoktur,en fazla işimize son verebilir.Bizim de beğenmediğimiz futbolcuya küfretmeye hakkımız yok en fazla kulup sözleşmesine son verebilir.Ewet Trabzonspor taraftarı olmak zordur ama biz zor çoğrafyanın çocuklarıyız hep zoru sectik,seçmeye de devam edeceğiz tıp kı 3 Temmuz ‘da bu yana Türkiye’nin hemen hemen her ilinde ve Avrupa’da bazı şehirler de ‘’TEMİZ FUTBOL EYLEMİ’’ yapan renktaşlarımız gibi.Her zaman olmasa da zaman zaman aralarında olmaktan gurur duyuyorum…

    10.12.2014 15:56
  • Ulu Önder Atatürk !!

    Sakın yanlış anlamayın ! Çocuklar üşümez... Atatürk'ün üzerindeki kürk değil. Elindeki sigara değil O çocuklar 8 / 9 yaşında hiç değil Çocukların ayakları çıplak değil Ama liderin yanında eller bağlı... Ne büyük ne anlayışlı Önder 8 yaşında çocuğun yanında sigara içip keyif yapıyor. Hava soğuk olsa gerek ki kürk ile geziyor. Ama çocuklar üşümez o yüzden onların ayakları çıplak... Tam bir millet adamı !

    23.11.2014 18:47
  • Cezaevi'nden firar eden PKK'lı Kobani'de öldürüldü

    Bingöl M Tipi Cezaevi'nden geçen yıl firar ettikten sonra yakalanıp 6 ay önce tahliye olan PKK'lılardan 28 yaşındaki Baran Günana, Kobani'de YPG saflarında IŞİD militanları ile girdiği çatışmada yaralandı. Günana, tedavi gördüğü Adıyaman'da hayatını kaybetti. Şanlıurfa Harran Üniversitesi öğrencisi iken tutuklandıktan sonra Bingöl M Tipi cezaevi 'ne konulan ve geçen yıl 25 Ekim'de 17 PKK 'lı ile birlikte kazdıkları 80 metre uzunluğundaki tünelden kaçan Baran Günana, 16 mahkumla birlikte yakalandıktan sonra 6 ay önce tahliye edilmişti. Tahliye edildikten sonra geçen Haziran ayında Kobani'ye geçerek YPG saflarına katılan Günana, geçtiğimiz günlerde IŞİD militanları ile girdiği çatışmada ağır yaralandı. Önce Şanlıurfa'ya, daha sonra da adıyaman'a getirilen Günana, tedavisinin sürdüğü Adıyaman eğitim ve araştırma Hastanesi'nde dün gece öldü. Günana'nın cenazesi, Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan otopsinin ardından ailesi tarafından teslim alınarak toprağa verilmek üzere Kars'ın Susuz İlçesi'ne götürüldü.

    24.10.2014 21:31
  • Kur'an'a ayak basan ahlaksız yakalandı

    Twitter'dan Kuran'ı Kerim'e ayak basan fotoğraf yayınlayan kadın Bilişim Şube polisleri tarafından yakalandı. Melih Gökçek'in şikayetiyle savcılığın talimatıyla İstanbul'da yaşadığı tespit edilen ve G.A olduğu öğrenilen kadının bilgisayar ve telefonuna el konuldu. Twitter'da 'kedibiti' ismiyle paylaşım yapan kadına açılan davaya Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Diyanet İşleri Başkanı Görmez de müdahil oldu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in şikayeti üzerine harekete geçen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kur'an-ı Kerim üzerine basıp, çektiği fotoğrafı paylaşan ve bazı devlet büyüklerine hakaret eden "@kedibiti" isimli Twitter hesabının sahibinin İstanbul'dan paylaşımlarda bulunduğunu belirledi. Savcılık talimatı üzerine çalışma başlatan İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Bilişim Suçları Büro Amirliği ekipleri, kimlik bilgilerini ve telefon numarasını tespit ettiği G.A'yı (36) telefonla arayarak emniyete çağırdı. Avukatıyla Gayrettepe'deki Asayiş Şube Müdürlüğü'ne gelen kadının bilgisayarına ve telefonuna el konuldu. Emniyetteki ifadesinde, ateist olduğunu dile getiren G.A'nın, Twitter hesabından söz konusu fotoğrafın yanı sıra cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar ve diyanet işleri başkanı gibi çok sayıda devlet büyüğüne yönelik hakaret içeren paylaşımlarda bulunduğu tespit edildi. Emniyetteki sorgusunun ardından savcılık talimatıyla serbest bırakılan G.A. hakkında "iftira", "halkı kin ve düşmanlığa sevk etme", "toplumu alenen tahrik etme" ve "kamu barışını bozma hedefiyle hakaret" gerekçesiyle dava açıldı. Yaşanan olaya ilişkin açıklama yapan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, "Geçtiğimiz günlerde kutsal kitabımızı ayağı altına alarak çektiği fotoğrafı paylaşan @kedibiti isimli Twitter hesabı kullanıcısına onu bulacağımı ve yakalatacağımı Twitter hesabım üzerinden söylemiştim. Avukatlarım aracılığıyla suç duyurusunda bulunduk ve işin sürekli takipçisi olduk. Şimdi İstanbul'dan haber geldi. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri bu kadını yakalamış ve telefonu ile bilgisayarına el koymuş" dedi. Gökçek, belediye bünyesinde çalışan bilişim uzmanlarının, kendilerine yapılan hakaretlerin yanı sıra dini ve toplumsal değerlere gerçekleştirilen çirkin saldırıların da takipçisi olduklarını ifade etti. Davaya Cumhurbaşkanı Erdoğan da müdahil oldu Davaya Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı aracılığıyla müdahil olduğu öğrenildi. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in de söz konusu dava için avukatına talimat verdiği ifade ediliyor.

    22.10.2014 16:38
  • Cinler nasıl bir görünüme sahiptirler? Bu görüntüler olay yaratır (+18)

    Sözlükte, "gizli ve örtülü varlık, görülmeyen şey" anlamına gelen cin, terim olarak duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen; ateşten yaratılmış, mânevî, ruhanî ve gizli varlıklara verilen bir addır. Cin kelimesi geniş anlamıyla ele alındığında, insan kelimesinin karşıtı olarak kullanılır ve herhangi bir kayıtla sınırlandırılmamışsa, duyu organlarından gizlenmiş bütün mânevî varlıkları ifade eder. Dar anlamıyla ise cin kelimesi, ruhanî varlıkların bir kısmını belirtmek için kullanılır. Çünkü gözle görülmeyen ruhanî varlıklar: Hayırlı olan ve Allah'ın emrinden çıkmayan ve insana iyi şeyler ilham eden melekler, insanı aldatan ve şerre yönelten şeytanlar, hem hayırlıları hem de şerlileri bulunan cinler, olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Cinler, duyu organlarıyla algılanamayan varlıklar olduğu için, onlar hakkındaki tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur'ân-ı Kerîm ve sahih hadisler, cinlerden bahsetmekte, doğru düşünebilen akıl da bunu imkânsız görmemektedir. İnsanların cinleri göremeyişi, gözlerinin cinleri görecek yetenekte yaratılmamış olmasındandır. Kur'an'a göre insan topraktan, cinler ise ateşten yaratılmıştır. "Cinleri öz ateşten yarattı" (er-Rahmân 55/15), "Andolsun biz insanı, kuru kara çamur­dan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce, zehirli ateşten yarattık" (el-Hicr 15/26-27). Sonuncu âyet cin türünün insan türünden önce yaratıldığını da göstermektedir. Kur'an'da cinlerden bahseden, yirmi sekiz âyetten oluşan ve Cin sûresi diye bilinen bir sûre bulunmaktadır. Bu sûrede de dile getirildiği gibi, cinler çeşitli gruplara bölünmüşlerdir. Cinlerin bir kısmı müslümandır. Bir kısmı da kâfirdir. Kâfir olanları cinlerin çoğunluğunu oluştururlar. Cinlerin mümin olanları, müminlerle beraber cennette, kâfir olanları da kâfirlerle beraber cehennemde kalacaklardır. Cinler çeşitli şekillere girebilecek ve insanların yapamayacağı bazı işlerin üstesinden gelebilecek yetenekte yaratılmıştır. Hz. Süleyman Sebe melikesinin tahtını getirtmek istediğinde cinlerden birinin, o henüz yerinden kalkmadan tahtı getirebileceğini söylemesi (en-Neml 27/39) bunu göstermektedir. Cinin Hz. Sü­leyman'la karşılıklı konuşması, onların gözle görülebilecek bir şekle girebileceklerine işarettir. Allah cinleri Hz. Süleyman'ın emrine vermiş, o da cinleri ağır ve meşakkatli işlerde kullanmıştır. Cinlerin mutlak gayba dair bilgileri yoktur. Ancak hayat sürelerinin uzunluğu, ruhanî ve mânevî varlıklar olmaları, meleklerden haber çalmaları gibi sebeplerle, insanların bilmediği, geçmişe ve şu ana ait bazı olayları bilebilirler. Ancak bu durum, cinlerin insandan daha üstün varlıklar olduğunu göstermez. Bir âyette, "Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda) yere yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı" (Sebe’ 34/14) buyurularak, onların gaybı bilmedikleri açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Cinler de insanlar gibi iman ve ilâhî emirlere itaat etmekle yükümlüdürler. "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (ez-Zâriyât 51/56). Cinler tıpkı insanlar gibi yerler, içerler, evlenir ve çoğalırlar, erkeklik ve dişilikleri vardır, doğar, büyür ve ölürler. Ancak cinlerin ömrü, insanlarınkine göre epeyce uzundur. Bazı durumlarda cinlerin insanlara zarar vermesi söz konusu olabilirse de, müslüman bir kimsenin cinlerden korkmaması ve Allah'ın izni olmadan, bir varlığın başka bir varlığa zarar veremeyeceğine gönülden inanması gerekir. Diğer varlıklardan gelebilecek zararlara karşı Allah'a sığınmak gerektiği gibi cinlerden gelebilecek zararlar hususunda da aynı tutum gösterilmelidir. Nitekim Hz. Peygamber'in de cinlerin insanları etkilemesine karşı Âyetü'l­kürsî'yi, Felâk ve Nâs sûrelerini okuduğu bilinmektedir (bk. Buhârî, “Vekâle”, 10; “Fezâilü'l-Kur'ân”, 10; Tirmizî, “Tıb”, 16). Müslümanlar, cinlerden zarar gördüklerini sandıkları durumlarda Hz. Peygamber'den öğrendiği tedbirlerle yetinmeli, cahil cinci ve üfürükçülerin tuzağına düşmekten sakınmalıdırlar.

    20.10.2014 14:40
  • Belgeselciler Şok Oldular...!

    Afrika'da yumurtalarını yerin altındaki tünele bırakan pitonlar, özellikle kavurucu sıcaklarda gündüzleri deliklerinden dışarıya çıkmaz. Afikalı avcılar, Bu deliklerin birisinde bulunan dev pitonu avlamak için harekete geçti. PİTON AVCININ KOLUNU YUTTU Koluna özel bir bitki sürerek bu bitkinin hayvan derisi ile kapatan avcı, daha sonra ise kolunu ve bütün vücudunu delikten içeriye soktu. Avcının kolu piton tarafından yutulunca, diğer iki kişi adamı dışarıya çekiyor. Pitonun ağzını kesen avcı ise kolunu kurtarıyor.

    20.10.2014 14:32
  • İkinci İsrail Planı Kurdistan

    Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, Kobani bahanesiyle çıkartılan olaylara ilişkin çarpıcı bir analiz kaleme aldı. İşte Tan'ın o analizi Kobani bahanesiyle başlatılan sokak terörü, gündemi esir almaya çalışıyor. Eğer onların göstermeye çalıştıkları açıdan olayları anlamaya çalışırsak, biz de o yalan söylemin esiri oluruz. Bunu yapmayacağız. Daha geniş açıdan büyük fotoğrafa bakarsak gerçekleri daha net anlarız. Birinci Dünya Savaşı sonrasında işgalci sömürgecilerin masa başında çizdikleri suni sınırlar iflas etti. Bu sınırlar artık dikiş tutmuyor. Türkiye’de devletin değişmesi ve 2010 yılı sonlarında başlayan Arap baharı ile Ortadoğu düzeni yeniden kurgulanıyor. Siyasi ve sosyal sınırlar, bölgenin derin tarihine ve güncel realitelere göre yeniden şekilleniyor. ABD ve önde gelen Avrupa ülkeleri tarafından temsil edilen Batı bloğu, Birinci Cihan Harbi neticesinde omurgası oluşan vesayet düzeninin devamı için savaşırken Türkiye, yerli dinamiklerin hükümran olduğu yeni bir düzenden yana tavır gösteriyor. Kısacası Türkiye bölgede halklara dayanan bir siyaset takip ederken Batı bloğu, halklarla “uğraşma” yerine daha basit yöntemlerle elde edecekleri “devlet yönetimleri” üzerinden halkı manipüle edecekleri bir siyaseti kullanıyor. Tıpkı Mısır’da darbeci Sisi’yi, Suriye’de tabansız Esad’ı destekledikleri gibi... Batı nasıl ki Ortadoğu’da İsrail’i, İsrail de Batı'yı, kendi çıkarları için kullanıyorlarsa son dönemde buna ikinci bir proje eklemek istediler. Ortadoğu’da ikinci İsrail diye tanımlanabilecek bağımsız bir Kürt devleti kuracaklardı. Böylece İslam ülkeleri sadece İsrail’le değil yeni kurulan Kürt devleti ile de uğraşmak zorunda kalacak, dikkatler İsrail’den Kürt devletine kayacaktı. İsrail bir nebze rahatlayacaktı. Ama olmadı. Oyun bozuldu. Paralel Yapı'nın kripto adamlarından birinin, Sözcü Gazetesi muhabiri ile 26 Ekim 2013’de yaptığı telefon görüşmesinin ses kaydı, 30 Ocak 2014’te internete düşmüştü. Şu günlerdeki sokak olaylarını tarif eden ses kaydında olaylar madde madde anlatılıyordu... O senaryoya göre... ABD'de büyük bir Kürt konferansı düzenlenecek, Abdullah Öcalan’ın karşısında olan bütün Kürt temsilciler Washington’da toplanacak. ABD, İsrail ve konferansa katılan Kürt temsilciler “Abdullah Öcalan’ın hükmünü bitirecek,” ABD Kürtleri dolaylı olarak tanımış olacak. Abdullah Öcalan, örgüt içinde devre dışı bırakılacak ve Kandil, örgütte birinci derece söz sahibi olacak, çatışmalı bir dönem başlayacak.. Diğer taraftan Suriye’deki Salih Müslim’e destek vermediği için Barzani etkisizleştirilerek devre dışı bırakılacak, yerine Salih Müslim ikame edilecek. Türkiye'nin “Çözüm Süreci” için kafa patlattığı sırada, bazı Kürtler bağımsızlık ilan edecekti. Böylece Türkiye’de de Tayyip Erdoğan bertaraf edilecekti. Paralel ağabeylerin emir ve talimat aldıkları, davulunu çaldıkları odakların ve maşalarının planı böyleydi. Böyle bir gelişme, “Ağabeylerin çok sevdiği güneydeki ülke” İsrail’i çok mutlu edecek ve rahatlatacaktı. Çözüm Süreci'nin başlamasından bu yana çok rahatsızlık duyan ama Abdullah Öcalan’a karşı çıkma cesaretini gösteremediği için açık tepki vermeyen PKK’nın Kandil’deki bir kolu ve Avrupa kanadı, süreci çökertmek istiyorlardı. PKK içindeki bu kesim, Öcalan’a rağmen Kobani’de kendilerince bir “devlet” kurdular. Bu sentetik devlete, Esad rejimi ve İsrail tarafından da kendi siyasetleri gereği destek geliyordu. PYD’nin oyuncak devleti üzerinden Türkiye ve Barzani’nin sıkıştırılması sağlanacak güya Büyük Kürdistan’ın kurulmasına kapı açılacaktı. Ancak hesap edilmeyen gelişmeler başladı. IŞİD diye bir örgüt sahneye çıktı. Bir günde Musul’u Bağdat’ın elinden aldı. Mahmur Kampı’nı dağıttı. Suriye’ye yöneldi. PYD’nin oyuncak devletini berhava etti. PYD ve destekçilerinin devlet hayali yerle bir olunca tüm umutlar ve stratejileri altüst oldu. Arkalarındaki Washington, Tel Aviv, Paralel örgüt.. Bunların hepsinin ince hesapları çöpe gitti. İşte bayramdan beri devam ettirilen sokak terörü bu sıkışmışlığın, acziyetin ve yalnızlığın feryadıdır. Onlara akıl ve taktik veren devletler bu günlerde Türkiye’nin tampon bölge önerisine yavaş yavaş destek verme noktasına geliyorlar. Yine Ak Parti’ye karşı bir proje olan CHP-HDP ittifakı veya koalisyonu umudu da son olaylarla beraber çıkmaza girmiş oldu. Bugün yaşananlardan sadece PKK-PYD değil Paralel örgüt de büyük ders alacaktır. Devletin ve hükümetin bu tür olaylara hazırlıklı olmadığı gibi bir algı çıkabilir. Devlet neden tedbir almadı diye sorulabilir. Eğer gizli bir darbe planı içinde olan paralel örgütün 17 ve 25 Aralık girişimlerine belli ölçüye kadar müsaade edilmiş olmasa, Paralel örgütün MİT Tırlarına operasyonu ve Dışişleri Bakanlığı’nın dinlendiği gerçeği topluma gösterilmiş olmasaydı bugün durum çok farklı olurdu. Paralel örgüte karşı yapılan operasyonu toplum benimsemezdi. Çünkü onların gerçek yüzünü halk görmediği için masum zannedebilirdi. Çözüm süreci konusunda PKK’nın bir kolu, HDP’nin bir kanadı ve PYD, gizli gizli bu süreci zehirlemeye çalışıyorlardı. Ama açıktan eylem için bu güne kadar mantıklı bir gerekçe bulamadılar. Sokakları yakıp yıkanlar için Kobani sadece bir bahanedir. Bu sokak olayları ile sadece Kürtler ölmüştür. Kürlerin ofisleri, dükkanları ve belediye binaları, camileri, Kur’an kursları yakılmıştır yıkılmıştır. Diğer Kürtlerin bir diğer partisi Hüda Par’ın binaları harap edilmiş ve üyeleri IŞİD yönteminden daha barbar yöntemlerle katledilmiştir. Zarar görenlerin tamamına yakını Kürtlerin yoğun yaşadıkları şehirlerdir. Türkiye’de sahnelenen bu sokak teröründen IŞİD zerre kadar etkilenmemiştir. Yani Kobani’deki Kürtlere IŞİD saldırırken Türkiye’deki Kürtlere de PKK’lılar ve HDP’liler saldırmaktadır. Bu PKK’lılar, bu HDP’liler IŞİD’le mücadele etmek yerine IŞİD’in tehdidi altındaki Kürtlere kucak açan Türkiye’ye saldırıyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen tüm Kürtleri hedef aldılar. Bu HDP’nin Beşşar Esad’ın BAAS Partisi'nden hiçbir farkı bulunmuyor. PKK ve siyasi uzantıları bu güne kadar Türkiye’de kendileri gibi düşünmeyen tüm Kürtlere savaş açtılar. Irak Kürtlerinin lideri Mesud Barzani’nin geçen yıl Diyarbakır’da Başbakan Erdoğan’la ortak miting yapmasını bile hazmedemediler. Kuzey Irak’ta ona karşı mücadele edecek bir parti kurdular. Suriye’de Barzani taraftarı Kürtlerin reislerini katlettiler. Yine Suriye’de Özgür Suriye Ordusu ile savaşarak Suriyeli Arapların nefretini kazandılar. Bunların dertleri kesinlikle Kürtler değil. Bunlar Kürtleri sevmiyorlar; bunlar Kürtleri BAAS yöntemiyle idare etmeyi seviyorlar. Yeni Ankara, Kürtlere ve Araplara bölgenin geleceğini birlikte belirleyelim diye ortaklık sunarken, bunlar, Kürtleri Batı’ya ve İsrail’e maşa yapmak için çalışıyorlar. İşte son olaylarla bu adamların bu foyalarının tamamen ortaya çıkması sağlandı. Kobani bahanesiyle sokak eylemlerinin sonucu ölenlerin hepsi Kürt. Artık PKK’ya karşı Kürtlerden de nefret ve direnç başlayacaktır. Bu ölümler, PKK nefretini Kürtler arasında daha da artıracaktır. IŞİD saldırıları neticesinde, Irak Kürtlerinin de, Suriye Kürtlerinin de Türkiye’den başka medet bekleyebilecekleri ikinci bir samimi devletin olmadığı bir kere daha anlaşıldı. Türkiye, Kürtlerle savaşarak değil, Kürtleri de yanına alarak geleceğini kurgulamak istiyor. Çözüm karşıtı PKK’lılar ise Kürtlerin geleceğini Marksist bir anlayışla, Kürtlere danışmadan, kendi istedikleri gibi belirlemek istiyorlar. Bunu Kürtler görüyorlar. Bundan sonra olacakları yakından takip etmek lazım...

    20.10.2014 14:12
  • ABD'den flaş açıklama: 'Silah yardımı yapıldı'

    ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), "IŞİD’e karşı Kobani’yi savunan bölgedeki Kürt kuvvetlerine havadan silah yardımı yapıldığını" duyurdu.ABD'de yapılan açıklamada silahların Kuzey Irak yönetimine ait olduğu bildirildi. Yardım operasyonunun stratejik orta düzeyli nakliye uçağı C-130 tarafından yapıldığının dile getirildiği açıklamada, “Uçak, Kobani’yi ele geçirmeye çalışan IŞİD’e karşı direnmeye devam etmelerine olanak sağlaması amacıyla Irak’taki Kürt yönetimince sağlanan silahlar, mühimmat ve tıbbi malzemeleri ulaştırdı” ifadesi kullanıldı. Açıklamada yardımların IŞİD’in zayıflatılması ve yok edilmesini amaçlayan İçsel Çözüm adlı operasyona destek amacıyla yapıldığı belirtilerek, “Bu yardım ABD’nin IŞİD’i kritik bölge ve güvenli sığınaklardan mahrum bırakma kararının bunun yanında IŞİD’e muhalif olan güçlere yardım kararlılığının başka bir örneğidir” ifadesine yer verildi. Açıklamada, "Kobani'ye son zamanlarda 135 hava saldırısı yapıldığı, yüzlerce IŞİD savaşçısının öldürüldüğü" de kaydedildi. Stargazete

    20.10.2014 14:02
  • Her şey İsrail için

    Esad rejimi varoldukça IŞİD'in yenilmesi imkansız İran Dışişleri Bakanı, "Esad'ın gitmesi İsrail'in güvenliği için büyük tehdit" diyor. Evet adam doğru söylüyor. Esad'ın gitmesi demek Özgür Suriye Ordusu'nun ülkeye hakim olması anlamına geliyor. Türkiye'nin Suriye ile uluslarası arenada güçlü bir işbirliğine girmesi demek. Nasıl ki Mısır'da Mursi ile güçlü işbirliğine girdik, İsrail'in geceleri kabusa döndü. Mısır'daki Türkiye rüzgarlarını terse çevirmek için Amerika'da eğitim almış generale darbe yaptırıp ANKARA yanlısı Mursi'yi indirdiler. General SİSİ'yi ilk alkışlayanlardan biri İsrail'dir. Demaokrasi'nin canına binlerce kişiyi öldürerek ot tıkayan, DARBE'yi alkışlayan bir anlayış çıkmıştır batıda ortaya. Amerikan, İngiliz ve Alman Yahudi Baronlara ait tüm medya, ülkelerinde demokrasiden bahsederken, Mısır'daki darbeyi göklere çıkarmıştır. Tüm "Helal olsun darbeye" YAYGARASI, Ortadoğu'da nüfuzu ve GÜCÜ artan Türkiye'yi durdurmak içindir. Dolaysısıyla İsrail'e fayda sağlamak adına yapılan ALGI OPERASYONLARIDIR. İran daha düne kadar İsrail'in "Nükleer silah üretiyor, bombalanıp yerle bir edilsin" diye hedef gösterdiği bir ülkeydi. İran'da, İsrail'in anası olan İngiliz yanlısı iktidarın kurulması ve Nükleer anlaşma sağlanması ile durum değişti. Onun içindir bugün çıkıp İran Dışişleri Bakanı "Aman Esad düşmesin, İsrail'in güvenliği için bu çok önemli" diye açıklamalar yapıyor. İsrail Dışişleri Bakanı da çıkıyor "IŞİD bizim için bir tehdit değil" diyor. IŞİD'den korkmuyorlar çünkü IŞİD'in tam göbeğindeler. Esad'ın muhaberat servisi ile birlikte için sızarak kurdular bu örgütü. Hiç kimse IŞİD'in ilk kurulduğu günlere hiç bakmıyor. IŞİD ilk saldırılarını, Türkiye'nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu'na yaptı. Haftada 24 bomba yüklü kamyonlarla Özgür Suriye Ordusu'na saldırdılar. İlk satırla kestikleri kişiler Özgür Suriye Ordusu komutanları ve askerleriydi. Ama kimsenin umurunda olmadı bu, dünya basını tek satır yazmadı. Nasıl olsa Türkiye sevdalısı insanlar doğranıyordu. Suriye Dışişleri Bakanı da ekranlara çıkıp "Özgür Suriye Ordusu"nu soran gazetecilere "Ne Özgür Suriye Ordusu, onlar bitti" diyordu geçtiğimiz günlerde. ABD Dışişleri Bakanlığı Suriye yetkilisi görevinden yeni ayrılan Hof, BBC'ye demeç verdi dün. Başkan Obama'ya ağır eleştirilerde bulunuyor ve ekliyor; "Suriye isyanının başlangıcından beri Esad rejimi, ulusal muhalefeti yok etme ve yerine tümüyle terörist bir örgüt kurma stratejisini izliyor" Ve bombayı patlatıyor Hof; "Esad rejimi varoldukça IŞİD'in yenilmesi imkansız!" Evet IŞİD Netenyahu ve Esad'a çalışıyor. İkisinin de ajanları örgüt içinde cirit atıyor. Türkiye'nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu'nda katliam yaptırıyorlar önce. Ardından tüm dünyadaki İsrail MANDASI medya harekete geçiyor. "Türkiye IŞİD'e yardım ediyor" diye yaygaraya başlıyorlar. İçeride bizim dünyadan haberi olmayan CHP Genel Başkanı "Evet evet" diye koroya katılıyor. HDP Genel başkanı da "2000 TIR silah gitti Türkiye'den IŞİD'e" diye borazan çalıyor. O IŞİD'e "Yürü Kobani'ye" diyor aniden oyuncağın anahtarını tutan eller. Sınırımıza getirip dayıyorlar. "Türkiye IŞİD'e yardım ediyor" şeklindeki ALGI Operasyonu ile doldurulan Güneydoğu'daki Kürtler sokağa dökülüyor. Hain plan, ÖFKE operasyonuyla cinayetlere ve kargaşaya taşınıp barış sürecinin altına MAYIN olarak döşeniyor. Adamlar müthiş çalışıyor. Evet İran Dışişleri bakanı doğru söylüyor. IŞİD, İsrail'in güvenliği için çok ama çok önemli. Esad da Tel Aviv için altın yumurtlayan TAVUK görünümünde. Onun içindir Türkiye'nin "Esad olduğu sürece Suriye'de terör bitmez" tezine İsrail aşığı derin Amerika müdahale edip Obama'nın elini kolunu bağlıyor. Uçaktan 250 bin dolarlık bomba atarak 10 bin dolarlık JEEP'i vurmak iş değil. IŞİD böyle bitmez. Esad orada durdukça!!!

    20.10.2014 13:50
  • Hakkında

    Haberin doğru ve güvenilir adresi