w world
world
@world · çevrimdışı
Güncel haberler
152 Haber 0 Yorum 38.709 Puan

Hakkında

Haberin doğru ve güvenilir adresi
  • Charlie Hebdo saldırısının sırları

    Kanlı Paris saldırısıyla ilgili yanıt bulamayan sorular, akıllarda soru işaretleri bıraktı. Sorular cevap bulduğunda Paris katliamının gerçek maksadı anlaşılacak! Paris'teki Charlie Hebdo baskınının ardından ortaya çıkan manzara, soru işaretlerini beraberinde getirdi. Olayda öyle tesadüfler var ki, yaşananlar üçüncü sınıf polisiye filmlerini gölgede bırakıyor. AKILLARDA BİR ÇOK SORU VAR 1- Kanlı baskın gerçekleştiği sırada çatıya çıkanlardan bazıları çelik yelekliydi. Neden? Yoksa baskına hazırlıklı olanlar mı vardı? 2-Saldırganların silahları tutuş biçimleri askerî eğitimden geçtikleri izlenimini uyandırıyordu. Ama zanlılardan biri kimliğini, terk ettikleri arabada unuttu. Peki bu kadar donanımlı ve profesyonel olan katiller, bu amatörlüğü nasıl yaptı. Maksat hedef saptırma mıydı? 3-Saldırının sebebi hâlâ belli değil. Bütün dünya derginin marjinal karikatürlerini gösteriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande “Şaşırmadım” dedi. Bu da saldırı yapılacağına dair istihbarat alındığını gösteriyor. 10 yıldır takip edilen kişilerin katliam yapması manidar değil mi? 4-Saldırganların olay sırasında “Allahü ekber” diye bağırdığı iddia ediliyor. Bu bir yanıltmaca mıydı? Nitekim Türkiye'de de Danıştay saldırısı sonrası failin “Allahü ekber” dediği ileri sürülmüş, olay dindarlara yıkılmaya çalışılmıştı. Ancak işin içinden hükümete baskı kurmak isteyen derin devlet çıktı. Burada da müslümanlar hedef alınmış olabilir mi? 5-Saldırganlar rahat tavırlarıyla dikkat çekti. Bunun nedeni neydi? Olay anında sokaklar neden bomboştu? Yılbaşından beri Paris'te kuş uçurulmuyordu. Bu kadar güvenliğe rağmen nasıl katliam yapılabildi? 6-O gün, çalışanların hepsinin de dergide yapılan toplantıya çağırıldığı, normalde binaya uğramayan yaşlı çizerlerin bile evlerinden alınıp getirildiği belirtiliyor. Birileri bu bilgiye sahip miydi? 7-Avrupa'da ırkçılık yükselişe geçti. Birçok ülkede İslamofobiye karşı eylemler tertiplendi. Saldırıyla bu desteğin önüne geçilmek istenmiş olabilir mi? Filistin'in tanınmasının gündemde olduğu bir dönemde, bu saldırı tesadüf mü? 8-Şerif Kuaşi'nin 10 yıl önce çekilen videoda “Dinle alakam yok, esrar satıyorum” deyip, bugün “Peygamberimizin karikatürünü yaptılar” diye katliama imza atması ne kadar inandırıcı? 9-Fransız polisi operasyon yapıp, olayın faili olduğu iddia edilen iki kardeşi canlı yayında öldürdü. Katliamın tek 'görgü şahitleri' de böylece yok edilmiş oldu. Arzu edilen sonuç bu muydu? 10-Yine Paris'te 9 Ocak 2013'te üç PKK'lı kadın infaz edilmişti. İki yıl geçmesine rağmen olay aydınlatılamadı. MİT'in üzerine yıkılmaya çalışılan eylemin, Türkiye'de terörün devam etmesine yönelik olduğu iddia edildi. Charlie Hebdo baskınının, infazın yıl dönümüne rastlaması bir mesaj mı?

    15.01.2015 16:54
  • UYARIYORUZ MUTLAKA OKUYALIM !

    YER İSTANBUL.... Bir genç deniz kenarında, bankta yorgunluğunu atmak için oturmaktadır. Bir müddet tek başına oturduktan sonra 20-22 yaşlarında bir genç yanına gelerek bankın diğer ucuna oturur. 2-3 dakika sonra bu gencin arkadaşları olduğu anlaşılan iki akranı daha gelir ellerinde 3 bardak çayla...ı Gençler birer bardak kendileri alırlar ve 3. bardağı daha önceden gelip oturmakta olan diğer arkadaşlarına ikram ederler.. Fakat yoğun ısrarlara rağmen, arkadaşlarına çayı sevmediğini, zaten bildiklerini, bu yuzden de o çayı boşa aldıklarını söyleyerek reddeder... O zamana kadar hiç bir diyaloğa girmedikleri arkadaşıma dönerek: 'yaa hocam, bu çayı aldık ama arkadaş içmeyecek..bari sen iç de israf olmasın' derler.. İlk başta reddetse de ısrarlara dayanamayıp çayı alır ve içmeye başlar.. Bu arada 3'lü, ne kadar yan yana olsalar da, arkadaşımdan bağımsız olarak koyu bir sohbete dalmıştır.. Çayın sonlarına doğru baş dönmesi hissetmeye başlar.. Tabii o an anlar başına bir bela aldığını.. Ucu ise sohbetlerine bununla ilgilenmeden hala devam etmektedirler. . Baş dönmesi ve halsizlikle olduğu yerde durmaktadır. . Bir an kendine gelip bunlardan uzaklaşması gerektiğini düşünerek ayağa kalkar ve biraz ilerdeki otobüs durağına zor da olsa varır.. Fakat 3'lü de bununla birlikte harekete geçmiş ve durağa gelmiştir... Otobüse binip koltuğa oturduğunda üçü de otobüse binip bunu rahatça görebilecekleri bir yere oturur.. Fakat bu arada artık neredeyse bilincini kaybetmek üzeredir.. Büyük bir gayretle cep telefonunu çıkarıp (teknolojinin gözünü seveyim) arkadaşını arar, başına böyle bir iş geldiğini, o an otobüste olduğunu, falanca durakta ineceğini söyler.. Durağa geldiğinde iner ve arkadaşının kucağına bayılır. . Arkadaşı ise bununla beraber inen 3'lüden şüphelenir. O an orda devriyede bulunan polise durumu bildirir.. Birlikte hemen bir taksiye binip hastaneye giderler.. Acilde doktorlar imdada yetişir ve arkadaşın yanına gelerek: İntihar mı etti?' diye sorar. Neden böyle bir şey sorduğunu sorar doktora. Doktor; aşırı dozda ilaç almış. Gecikseydiniz kurtaramayabilirdik ' diye cevap verir.. İşin daha ilginci ve can alıcı noktasıysa bunların yakalanamaması.. Bu 3'lünün ORGAN MAFYASI çetelerinden olduğu anlaşılır.. Yani hala ortalıklarda geziniyorlar. . Adapazarı depreminde ölülere musallat olan organ mafyaları, işi daha da ileri götürerek canlı insanların peşine düşmektedir. . Bu yaşanmış bir olay..... Herkesin çoluğu çoçuğu ve yakınları var, özellikle İstanbul' Ankara\' İzmir' dikkat etsin... Savaş, ekonomi, Kıbrıs derken hayatın detayları çok korkunç olabiliyor. Sağlıklı ve kazasız belasız günler dilerim.. BU PAYLAŞIMI, TÜM SEVDİKLERİNİZE, TANIDIKLARINIZA İLETİN. MAİL OKUYACAK DURUMDA OLMAYANLARA VE AİLELERİNİZE SÖZLÜ OLARAK ANLATIN... LÜTFEN ÇOK DİKKATLİ OLUN... Doç. Murat SEVENCAN Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

    14.01.2015 21:27
  • Vehhâbiler'in Hakikatini Kaynaklar Üzerinden Tanıyalım

    Ebu Hureyre(ra)dan rivayet edildigine göre, Resulullah(sav): “Peygamberimiz Hicaz’ın doğusunu işaret ederek, iste buradan fitneler gelmistir(gelecektir)” [Ali el-Mütekki,Kenzü’l-Ummal, No:30859,11/120] Ibni Ömer(ra) dan rivayet edildigine göre, Cenabi Peygamber(sav):”Ey Allah’im! Şam’ımızı bize hayırlı ve uğurlu kıl. Allah’ım Yemen’imizi de bize hayırlı ve uğurlu kıl” buyurdu. Orada bulunan Ashab-i Kiram:”Necd’imizi de Ya Resulullah”dediler. Hazreti Peygamber(sav)de tekrar: “Allah’im! Şam’ımızı ve Yemen’imizi bize hayırlı ve uğurlu kıl” dedi. ücuncu defasinda da:”felaket ve müsibetler, fesat ve dinsizlik orada(Necid’de)dir. Ve orada Karnus-Seytan(seytanin boynuzu) dogacaktir [Buhari, Istiska:26,No:990,1/351] “son zamanlarda bütün araplara dokunacak ve her arap evine girecek büyük bir fitne olacaktir, bunlarin ölüleri cehennemdedir. Dil(le onlari yenmek) kılıç yarasindan daha tesirlidir” [Ebu Davud, Fitne:3,No:4264,2/504] “Necid’de bir seytan zuhur edecek, onun fitne ve fesadından bütün arap yarimadasi sarsılacaktır” [Zeyni Dehlan, ed-Dürerü’s-Seniyye,Sh:54] “son zamanlarda bir kavim türeyecek, sizing babalarınızın duymadıkları şeylerle sıze hitap edecekler, onlarin sizinle ilgilenmelerinden ve sizi sapıtmalarından sakının” [Ahmed Ibni Hanbel, Müsned, No:8276,3/206]Vehhabiler Riyad adındaki bu şehri o kadar severler ki, Mekke ile Medine-i münevvereden o tarafa gidip o şehre vardıklarında (meazallâh) derler ki: "Şirk diyarından çıkarak Tevhid diyarına ulaştık" Mekke ile Medine-i münevvere için şirk diyarı yani küfür diyarı demelerinin sebebi ise oradaki müslümanları ve dışarıdan gelen müslümanları Peygamber Efendimizin eserlerinden bereketlenmeye çalıştıkları için, tesbih kullandıkları için, Peygamber Efendimizin Kabrinin önünde onunla tevessül ederek elleri kaldırarak Allâh'a dua ettikleri için onları müşrik olarak suçlarlar. Riyad şehri öyle bir şehirdir ki orada ikamet etmek kalbi katılaştırır. Vehhabilere göre Peygamber Efendimizin namaz kıldığı yerleri bulup orada namaz kılmak (haşa) şirke düşüren bir vesiledir. Hatta ibni teymiyye bir kitabında bir sahabiyi, bunları yaptığı için kötüleyerek bunu yapmanın şirke bir vesile olduğunu iddia etmiştir. Vehhabiler ise ibni teymiyyeyi şeyhulislam olarak adlandırdıkları için onun kitaplarının etkisi altında kalmışlardır ve yolunu yeni ilaveler yaparak izlemektedirler. İbni teymiyye ile onun yolunu eklemeler yaparak izleyen vehhabilik zihniyetinden Allâh'a sığınırız.

    13.01.2015 16:49
  • Davutoğlu'nun Paris yürüyüşünun asil amaci !

    Davutoğlu'nun Paris'deki yürüyüşe katılması Ak Parti tabanından da bir hayli tepki çekti. Sosyal medyada \'\'Biz size demiştik'' şeklinde çıkış yapan ''akıllı'' solcular ve de cemaatin provokatörleri cirit atıyorlar! Hep bir ağızdan fırsat bu fırsat şeklinde bir duyguyla yine saldırıyorlar! ''Filistin'deki Müslümanlar için kimse yürüdü mü?" diyorlar! "Uygur Türkleri için kimse yürüdü mü?" diyorlar! "Peygamberimize laf atanların cezası bu olur, kafir öldüyse öldü bize ne! Bizi Müslümanlar ilgilendirir" diyorlar! Bu tarz çıkışlar yapan herkes maalesef yangına benzin döküyor! Daha önemlisi ise oyunu tasarlayan karanlık eller tam olarak bu cümleleri duymak istiyor. Ve maalesef duygusal hareket eden tüm arkadaşlar an itibarı ile onların değirmenine su taşıyor! Ahmet Davutoğlu'nun politik davranmak zorunda olduğunu tahmin etmek o kadar zor olmasa gerek! Tüm Dünya bu olay Türkiye'nin üzerine yıkılsın istiyor iken, hatta bu olay sırf Türkiye için tasarlanmış iken, bizlerin bir satranç masasında oturduğumuzun farkında olmamız gerekmez mi? Bu olay baştan sona senaryodur! Bir olay yaşandığında normalde bir kaç tane soru işareti olur! Dergi saldırısında 100'e yakın soru işareti var! Mesela yerde yatan polise saldırganın giderken bir daha ateş ederek öldürdüğü an. Bu sahne Avrupa halkına haberlerde flulaştırılmış bir şekilde gösteriliyor. Ancak yasaklanmış sitelerde o anı net izlediğinizde, Kaleşnikofla yakın mesafeden kafasına ateş etmesine rağmen, Polis kafasını yastığa koyar gibi yere bıraktığını görüyorsunuz. Ve bir damla kan yok! Yine aynı sitelerde Işid'in yakın mesafeden Kaleşnikofla yaptığı infazlara baktığınızda, kurbanın vurulduğu anda beyninin darmadağın olduğunu ve güçlü bir şekilde itilmiş gibi yere çarptığını müşehade edersiniz! Sadece bu detay bile oyunu tasarlayanlara karşı çok büyük bir kozdur ve daha niceleri var. Şu anda bir çok Avrupa sitelerinde dil bilenler bu delilleri Hristiyanlara anlatmaya çalışıyor! Bu olayın bir senaryo olduğuna Avrupa milletlerini ikna ederek, kendi hükümetlerinin itibarlarını milletlerinin nezdinde beş kuruşa düşürmek var iken, gelecekte yapacakları olası senaryolara karşı girişimlerinin önünü kesmek var iken, kalkıpta ''kafir öldü iyi oldu'' demek öyle zannediyorum ki yapılacak en son şey! Böyle bir avantajı tüm Dünya müslümanlarının lehine kullanarak satranç masasında bir hamle daha öne geçmenin zamanıdır! Bu konuyla ilgili şu anda her dilde yüzlerce video hazırlandığından kimsenin şüphesi olmasın! Çok büyük bir acemilik yaptılar! Delil delil serilecektir herkesin önüne... Bakınız dostlar şu anda bu yazıyı yazan ben, istesem girerim Filistin cephesinde kör edilen Mehmetçik'ten, çıkarım Gazzeden. Girerim Irak'dan çıkarım Afganistan'dan. Çok hamasi, çok coşkun bir dil kullanabilirim. Oysaki işin gerçeğinde \'\'ZAMAN İTİBARI İLE'' provokasyondan başka hiç bir anlam taşımaz! Tam da Müslüman aleminden beklenen budur. Bir kez daha yineliyorum ki bu tuzağa düşülmemeli! Hele hele Avrupa'da yaşayan 30 Milyona yakın Müslüman var iken, bunlardan 10 Milyonu Türkiye'li olmakla beraber hepsinin can ve mal güvenliği risk altında iken, provokatif her cümle, tahrik edici her kelime, fanatik Hristiyanlara: "GİDİN MÜSLÜMANLARI ÖLDÜRÜN" ANLAMINI TAŞIYOR! BİR KEZ DAHA YİNELİYORUM KARANLIK ELLER BÖYLE CÜMLELERİ ÇOK AMA ÇOK İSTİYOR!! Kimse aksini düşünmesin! Türkiye'den Myanmar'a gidipte oradaki Müslümanlarla oturup ağlayan, Filistinli baba ile kucaklaştığında ağlayan Ahmet Davutoğlu'nun bu yürüyüşe katılmasının nedeni Peygamberimize hakaret edenlerin ölümüne üzülmesi değildir! Ülkesi için uğraşan bir politikacının, Şer hesaplarını boşa çıkarmanın gereğini yapmasıdır!!

    13.01.2015 14:49
  • HAİM NAHUM KİMDİR ?

    Biliyor muydunuz?! Vehbi Koç kimdir ve BEKO neyi ifade ediyor..? Vehbi Koc, Haim Nahum’un oğludur. Haim Nahum, Osmanlı Bankasından çaldığı paraları İsviçre’ye aktardı. Haim Nahum çaldığı paraların yarısını bir oğlu Bernar Nahum’a diğer yarısını da diğer oğlu Vehbi Koç’a verdi. Bernar Nahum ve Vehbi Koç ortaklasa BEKO’yu kurdular. Vehbi Koç’un serveti, Osmanlı Parasıdır. “Koç ve Doğramacı ailesini yakın izlemeye almak gerek.. Vehbi Koç kimdir? Bakarsınız ipin ucu Bandırma vapuruna kadar gider.. Bernard Nahum da çok önemli bir isim ve tabii Haim Nahum Efendi de öyle.. Koç deyince bugün akla Mustafa Koç, Rahmi Koç gelse de, aslında Koç ailesinin asıl önemli isimleri Kıraçlar. İnan Kıraç da damat..! Bu Hayim Nahum adı önemli.. Lozan’ın perde gerisindeki Siyonist o.. Türkiye’deki “Arap Düşmanı Kemalist Milliyetçilik”in sponsoru da O. Daha sonra gitti Nasır’a danışman oldu, Arap Yahudilerini örgütledi ve Türk düşmanı Arap milliyetçiliğinin liderliğini üslendi..! Arap düşmanı Kemalist Türk milliyetçiliği fikrinin arkasında kimler vardı bakın bakalım. Kod adı Tekinalp olan Moiz Kohen ve daha sonra dinde reform bayraktarlığı yapan “Türk’ün Dini Kemalizmdir” diye kampanyalar yürüten Osman Nuri Çerman.. Mesela birçok ülkede Siyonistler, bizzat Anti-Siyonist hareketleri kendileri örgütlerler ve kontrol ederler.. Zaten Yahudileri göçe zorlayan soykırım meselesi de böyle bir şey değil mi idi? En azından biri bunu kullandı.. Baksanıza Lenin de Yahudi imiş. Hitler için de aynı şey söylenir.. Şimon Zwi oluyor Şemsi Efendi, Moiz Kohen oluyor Tekinalp! Türk Ocakları’nın kuruluşundaki en büyük maddi desteği kim sağlamıştı, hatırlayın: Lazaro Franco..!” İşte Bediüzzaman Said Nursi’nin Emirdağ Lahikası’ndaki ilgili bölüm: “Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur: “Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.” KAYNAK : Kelamihal~ Alperenin Günlüğü -------------------------------- DİĞER BİR KAYNAKTAN HAİM NAHUM Haim Nahum Kimdir? Bu ismi google’da arattığınız zaman, karşınıza klasik bir hayat öyküsü çıkacaktır. Haim Nahum (1873-1960) Manisa doğumlu, şurda okudu, burda büyüdü vs. Şimdi olayları biraz daha geniş bir şekilde ele alalım. Nahum; siyasetçi, Kahire Hahambaşı ve İsmet Paşa’nın Lozan danışmanı… Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında, ülke ha parçalandı ha parçalanacak derken, içerden ve dışardan taraflar amaçlarını tam manasıyla ifade etmeye başlamışlardır. Rengini belli eden insan evladlarından biri de Haim Nahum’dur. Neyse konuyu dağıtmadan; işgal altında ki devletin bütün para ve altınları İsviçre’ye kaçırıldı (o dönemde Osmanlı Bankası’nda zaten bir tane bile Türk hissedar yoktu). İsviçre’ye bu para ve altınları kaçıranda Haim Nahum’un ta kendisidir! Avrupalı abilerimizde ödül olarak; banknotların yarısını Nahum’a vermiştir. Haim Nahum ölmeden önce mirasını iki yavrucağını paylaştırdı. Birisi Bernar Nahum, diğeri ise; VEHBİ KOÇ! Sayın Koç Ailesi’nin sermayesi; Osmanlı Bankası’ından Avrupa’ya kaçırılan paradır! Koç’un sermayesi hakkında basın da dönen, sosyal medya da dönen muhabbetlerin alayı; Kara para aklamaktan başka bir şey değildir! Haim Nahum sadece bir hahambaşı mı? Kendisi aynı zamanda bir Siyonist’tir. Peki bir siyonistin Lozan’da ne işi var? Memleketimden bir tane insan evladı çıkıp da orda konuşma yapamaz mı? Yapar elbette ama neden Nahum? sorusuyla sizleri başbaşa bırakmak istiyorum (işte bunlar hep sex). Haim Nahum’dan kendi adamlarına ve masonlara inciler:’ Yanlış yapıyorsunuz; Anadolu’yu işgal etmekle Müslüman Türkleri sindireceğinizi sanıyorsunuz. Hayır, birkaç yıl içinde bu milletin yeniden dirileceğini, toparlanıp derleneceğini hesaba katmıyorsunuz! Öyleyse yapılacak şey; Lozan antlaşmasıyla bunlara bir fırsat tanıyıp, bu zaman içinde İslamiyet’ten uzaklaştıracak, din ve tarih şuurunu unutturacak bir iman ve ahlakı tahribat süreci geçirilmeli, ekonomileri çökertilmeli, siyasi partilerden gazetecilere, hepsi ele geçirilmeli… Ülkelerini parsel parsel satacak hale getirmeli, yumuşak ve kolay lokma yapıldıktan sonra, Türkiye parçalanıp büyük İsrail’e katılmalıdır.’ Ve ne kadar doğrudur bilinmez Nahum’un Atatürk’ün zehirlenmesinde parmağı olduğu iddaalar arasında… Kaynak: Kadir Mısıroğlu.

    13.01.2015 12:11
  • INGILIZ AJANI LAWRENC

    Thomas Edvard Lawrence 1888 de doðmuþtur. Zengin bir aileye mensuptur. Oxford Üniversitesi’nde Arkeoloji tahsil etmiþtir. Arabistan, Suriye, Mýsýr ve Filistin’de etütler yapmýþ; bir Arap kadar Arap dil ve adetlerini, Bir Müslüman kadar Müslümanlýðýn þartlarýný ve inceliklerini öðrenmiþ, her haliyle Þark’a intibak etmiþtir. Bütün doğu lisanlarını şive farklarına kadar kusursuz öğrenen genç alim, Birinci Dünya Savaşı başladığı Zaman, Filistin’de bulunuyordu. Silah altına alınır alınmaz, bu hususiyetleri dikkate alarak Mısır’daki ordunun istihbarat şubesine tayin edilmiştir. İşte Lawrence bu tayinden sonra, dünya çapındaki şöhretine erişecek faaliyetlerde bulunmuştur. O, beyaz bornoz ve abbasesi ile bir Arap şeyhi kılığına girmiş, heybesinin gözlerini çil çil İngiliz altınlarıyla doldurarak bitip tükenmeyen kum çöllerinde maceraya atılmıştır. 1915’de Mekke’de bulunan 80 yaşındaki Şerif Hüseyin’in doymayan menfaat hırsını vaatler ve altınlarla tatmin etmiş ve onun ardında adeta bütün Arapları birleştirmişti. İhtiyar emir, Thomas Edward Lawrence’in elinde adeta bir oyuncak oldu. Kum çöllerinin kızgın güneşi altında parlayan çil çil İngiliz altınları ve İngiltere hükümeti namına Lawrence gibi ağzından bal akan bir insanın vaat ettiği “Büyük Arabistan Krallığı” ihtiyar şerifi büyülemiş gibiydi. Feri kaçmış gözleri artık başka şey görmüyor, Lawrence’in sözleriyle dolan kulakları, halifenin ilan ettiği cihadı uymuyordu. Lawrence, arzularına göre dövüştürecek insanları bulmuştu. Şimdi bu kızgın çöllerde çalışacak gizli kuvvetleri de bulmak lazımdı. Lawrence’in zekası, Arabistan çöllerinin velud iklimi ile birleşince bu hususta sıkıntı çekmedi. “Büyük Arabistan” hayali nasıl, Mekke şerifini büyülemişse; “Arzı Mev’ut” hayali de İsrail oğullarına diz çöktürmüştü. İşte; kadınıyla erkeğiyle, çoluğuyla, çocuğuyla muazzam bir gizli ordu. . . Anadolu yaylasının serazat gürbüz çocukları, Arabistan çöllerinde, Filistin ve Suriye’de hilali dalgalandırmak, kelime-i tevhidi yaşatmak azmiyle kavrulup düşmanla çarpışırken gizli bir el arkalarından onları mütemadiyen hançerliyordu. Ülkelerinin dünya medeniyetinden nasibi Türk parası, Türk emeği ve Türk himmetiyle yapılmış demir yoluna inhisar eden insanlar, her gün bu demir yoluna bir bomba yerleştirmekten, binlerce Müslüman’ı havaya uçurmaktan çekinmiyorlardı ve bütün bu hıyanet ve mel’anetleri Lawrence’nin emriyle yapıyorlardı. Askerin ikmal yolları vuruluyor, zayıf depolar ve karargahlar basılıyor, din devlet için Arabistan çöllerinde dövüşen kahramanlar müdafaa etmeye savaştıkları ülkenin sakinleri tarafından öldürülüyorlardı. Çünkü Lawrence böyle istiyordu. Türk ordusu bir taraftan düşmanla dövüşürken bir taraftan da bunlarla uğraşmak zorunda kaldı. Hıyanetleri sabit olan Yahudiler hapsedildiler. Haklarında ölümü gerektiren kanuni muamele yapılırken bile onlar, Lawrence’ in kendilerini kurtaracağına inanıyorlardı. Hakikaten Arabistan ‘ ın taçsız kralı bol bol saçtığı altınlarla kurduğu Arap ordularının başına geçmiş, sadık ajanlarını kurtarmaya çalışıyordu. O, Kal’atülezrak çöllerinden Havran istikametinde yürümüş; bu mühim stratejik noktayı düşürmeye, Dürzileri de ayaklandırmaya çalışıyordu. Emelinde muvaffak olursa Türk ordusunun bu çöllerde mukavemeti büsbütün zorlaşacaktı. Fakat talih burada Lawrence’ e gülmedi. Çünkü Havran halkı Mutasarrıf Hacim Muhittin Bey’ i, ve Mutasarrıf Bey de vatanını seven insanlardandı. Lawrence, mutasarrıfın aldığı tedbirler yüzünden, ilk defa olarak Kal’atülezrak Çölleri’nde arzusuna muvaffak olamamış, kurtarmaya çalıştığı sadık ajanları da adaletten yakalarını kurtaramamışlardı. Bütün bunlara rağmen Lawrence gayesine ulaştı. Filistin ve Suriye’de hezimetimize sebep oldu. 1918 de Arap askerlerinin başında muzafferane Dimyat’a girdi. Harp müttefikler için zaferle bitmişti. İngiltere hükümeti Lawrence’in vaatlerini kısmen olsun yerine getirip Şerif Hüseyin’in oğullarından Faysal’ı Irak krallığına Abdullah’ı Ürdün emirliğine getirmişti. Fakat, ihtiyar şerif bunları kafi görmemiş, isyan etmişti. İngiltere asi şerifi Kıbrıs’a sürdüğü için Lawrence de devletin kendisine verdiği paye ve nişanları reddetti. Harp bitmiş fakat, bu adamın işleri, bitmemişti. O, yıllarca Hind’i, Çin’i, Afgan’ı birbirlerine kattı. Afganistan kıralı Emanullah Han’ ın tahttan indirilmesiyle biten büyük isyan tamamen Thomas Edward Lawrence’in eseriydi. 1930 da Ağrı Dağı isyanında Kürt aşiretlerini baş kaldırmaya teşvik eden, hudut hadiseleriyle İran'la aramızı bozmaya çalışan gizli kuvvetlerin başında bulunan gene Lavrance’di Bütün bu icraatına, 20 yıl ateş ve barutla oynamasına rağmen, o bir manga asker karşısında veya bir dar ağacında can vermeyen müstesna casuslardan biridir. Albay Thomas Edward Lawrence, maceracı ruhuna çok yaraşan bir şekilde bütün şuurunu kaybettiren bir motosiklet kazasından sonra 19 Mayıs 1935'te Londra’da öldü.

    12.01.2015 21:36
  • VEHHABİLİK – SELEFİLİK : Nedir ve Kim Tarafından Kurulmuştur?

    Suudi Arabistan’da başlayıp, bilhassa Avrupa ve günümüzde Türkiye’ye kadar gelen Vehhabi akımı, bu ismin tepki çekmesi hasebi ile son yıllarda kendilerini Selefiler olarak tanıtarak, Ehli Sünnet Müslümanları kandırmaya devam ediyorlar. Peki Vehhabilik nedir? Kim tarafından kurulmuştur? Temel İnançları nelerdir? Bu makalemizde Vehhabiliğin tarihi ve temel inançlarına icazen değineceğiz. Muhammed bin Abdülvehhab İbn-i Teymiyye’in görüşlerini genişletip geliştirerek O’nun tenkid ettiği bazı fiilleri küfrü mucib hatta şirk addetmiş olan (İzmirli İsmail Hakkı – Yeni İlm-i Kelam eserinden) Abdulvehhab, 1703 tarihinde Necid bölgesinde küçük bir kasaba olan Uyeyne köyünde doğmuştur. (Eyüp Sabri – Tarih Vehhabiyan eserinde) Ailesi Hanbeli fıkhı üzerinde pek çok alim yetiştirmiş ola Beni Temim kabilesine mensuptur. Babasının adı Muhammed olduğundan Muhammed bin Abdulvehhab diye anılır. İbni Teymiyye’nin görüşlerini kendi adıyla “Vehhabilik” suretinde anılmasına sebep olacak bir şekilde siyaset arenasına intikal ettirerek geliştirmiş olan Abdulvehhab, ilk dini bilgileri Uyeyne kadısı olan babasından almıştır. Daha sonra Mekke ve Medine’de de muhtelif hocalardan ders almış bulunan Abdülvehhab, Eyüp Sabri Bey (Paşa)’ya göre O, daha tahsilinin başlangıcında bilahare izhar edeceği zemin buluncaya kadar ketum davranmıştır. (Eyüp Sabri a.g.e 33) kaffiyeh-wind-kendrick-731235-xlBu fırsatı tahsilini ikmal ettikten sonra gittiği Basra’da bulmuş, fakat gördüğü aksülamel üzerine buradan uzaklaştırılmıştır. Tekrar Necid’de babasının vazifeli bulunduğu Hureymila’ya döndü. O’nun ölümü üzerine bazı dini tavırları şirk olarak vasıflandırmaya başlamış bundan dolayı ölümle tehdid edilmesi üzerine doğum yeri olan Uyeyne’ye dönmüştür. Burada da aynı sapık fikirleri yaymaya başlamış hatta Müyselemetü’l Kezzab adıyla bilinen ve Hazreti Ebubekir’in hilafet devrinde peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkmış bulunan sapıkla yapılmış olan muharabelerde vefat etmiş olan sahabelerin kabirlerini yıktırması üzerine halkın büyük ölçüde aksülameliyle karşılaşmış ve bu sebeple 1745 tarihinde Suud ailesinin hâkimiyetindeki Dir’iyye bölgesine gidip yerleşmiştir. Bu hareket O’nun hayatında büyük bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Zira sapık fikirleri için Suud ailesinden büyük bir desteğe mazhar olmuştur. Bugünkü Suudi Arabistan Devleti’ni kuran Muhammed Bin Suud ile akrabalık tesis eden Abdülvehhab, onların sağladığı siyasi destekle büyük ölçüde fikirlerini yaymak fırsatı bulabilmiştir. Zira Suudlar, artık inkıraz alameti başlamış olan Osmanlı Devleti’nden ayrılarak müstakil olmak hususunda bir fikre meyletmiş bulunuyorlardı. Böyle bir zamanda Abdülvehhab’ın fikirleri Osmanlı’ya isyan için mükemmel bir kılıf olabilirdi. Zira bu fikirleri kabullenmek Osmanlı Devleti ve O’nun memurlarının “müşrik” addedilmesine müncer olacak ve bu da onlara itaatten vazgeçerek isyan için haklı bir sebep teşkil edecekti. Tasavvuf Düşmanlığı ve Vehhabilerin Diğer Alameti Farikaları Denilebilir ki, tasavvuf düşmanlığında bu güne kadar zuhur etmiş olan muhaliflerin en şiddetlisi Abdülvehhab’dır. Zira O, bu vadide İbn-i Teymiyye’nin fersah fersah önüne geçmiş ve Suudiler’den sağladığı siyasi destekle de hala bütün İslam Dünyası için “şia belası” gibi ve belki de ondan ziyade bir fitne kaynağı teşkil etmiştir. O’nun fikirlerindeki sapıklığı Filibeli Ahmed Efendi’nin İslam Tarihi adlı eserine yaptığı değerli ilavelerle zenginleştirmiş olan merhum Ziya Nur Aksun şöyle hülasa etmektedir: “Amel, imanda dahildir. Tevhid’den maksat, tevhid-i amelidir (amelde birliktir) Tevhid’de Kelime-i Şehadet yeterli değildir. Herhangi bir şeyi veli, vesile ve mürşid edinmek küfürdür. Peygamberden şefaat umulamaz. Peygamber’in ve Kur’an’ın tebliğinden ayrı olarak, dine giren şeyler bidattir. Kabirler üzerine kubbe yapmak, adak adamak küfürdür; ziyaret sapıklıktır. Ameldeki dört mezhebe cevaz vardır; lakin itikaddaki mezhepler yasaklanmıştır. Tarikatlara girmek ise küfürdür. Esaslardaki bu ayrılıklardan başka, furuatta da bazı ayrılıklar ve farklılıklar vardır. Bunları da şöyle özetlemek mümkündür. Vakıf müessesi batıldır. Bu anlayışa göre Vehhabiler, girdikleri İslam beldelerindeki bilhassa Mekke Ve Medine’deki, muazzam Osmanlı vakıflarını dağıtmışlar ve yağmalamışlardır. Fakat son zamanlarda, bu sert hükümden biraz döndükleri söylenmektedir. Namazın cemaatle kılınması farzdır ve her fert, beş vakit camiye gelmeye mecburdur. Sigara ve nargile içenlere, sarhoşluk için olduğu gibi, kırk değnek vurulur. Şimdi, bu husustaki tatbikat da gevşemiştir. Tevhid-i ameli akidesine riayet etmeyenlerin kestikleri yenmez ve bu gibiler müşrik sayılıp, üzerlerine harp ilan olunur. Kıyamet, Kelamullah hakkındaki sorular bidattir. Namazlardan sonra tesbih çekmek, Allah’ın farz etmediği ve Peygamberin kılmadığı namazlar ihdas etmek, din vaz’ etmek kadar günahtır. Minare yapmak, el öpmek, boyun kesmek bidattir. Allah’tan başka her şeyi, bir mezarı, bir şeyhi, hatta Peygamberi vesile edinmek şirktir. Peygamberden yardım ve şefaat istenmez. Türbelere mum yakmak, kabirlere kubbe yapmak, evliyaya adak adamak, hamayil takınmak, muska taşımak, vefk ve azaim (muska) yapmak, Allah’tan başkasının insan üzerinde tesirini kabul etmektir ve tamamen şirktir. Bir ağacı, bir taşı mukaddes tanımak, “Ya pir, ya imam, ya li yetiş” gibi sözler, Allah’a şerik koşmak demektir. Bazı şeylerden teşe’üm etmek (uğursuzluk görmek) sihir yapmak, Allah’tan başka bir şeyin kudretine inanmak demektir ve şirktir. Hırka-i Şerif ve Lıhye-i Saadet (Peygamberin hırkası ve sakalı) ziyaretleri de aynı hükme tabidir. Peygambere salâvat getirilebilir ancak “seyyidüna ve Mevlana” dememek şartıyla. “Delail-i Hayrat” okumak memnudur; zira bu, Peygamber’e ibadet mahiyetindedir. Riya için namaz kılmak ve sofuluk yapmak da gizli şirktir. Çünkü Allah’tan başkasına gösteriş yapmaktadır. Necef’i ziyaret etmek, Kerbala toprağına secde etmek Mehdiye inanmak, Hızır ve İlyas’ın sağ olduğunu söylemek, şeyhlere rabıta yapmak, gavsa, kutuplara, abdalların varlığına, üçlere, yedilere, kırklara inanmak, ölülein diriler üzerinde tasarrufunu kabul etmek demektir ve şirktir. Abdü’l-Vehhab’a göre, tasavvuf bir bidattir. Tarikat, ürşidin kendisini vesile edindirmesi demektir. Peygamber her türlü dini tebliğleri yapmıştır. Bundan dolayı, Ebubekir-i Sıddık’a ayrı bir zikir usulü, Hazreti Ali’ye hususi sırlar tevdi etmesi, O’na iftiradır “dininizi ikmal ettim” yollu nasa da aykırıdır. Tasavvuf ehli olanların, mükaşefe (keşif yoluyla bilme) usulü ise asılsızdır. Bu sebeple tasavvuf yolunun yolcularını ve tarikatçıları, memleketlerinden çıkarmışlardır. Onlara göre, tarikatçıların en sapık olanları rabıtayı kabul edenlerdir. Rabıta açıkça şirktir. Rufai burhanları, kendilerinde tasarruf iddiasını ifade ettiği için şirktir. Ticanilerin, alem-i menam’da Peygamberden emir aldıklarını iddia etmeleri, ölünün tasarrufuna inanmaktır. Kadiriler’in, Bedeviler’in şeyhlerine secde etmeleri, Mecus rakslarını ihya etmeleri, diğer Tarıkların hazreti Ali ve evlatlarını masum kabul etmeleri, şirktir. Görülüyor ki, ortada şirk sayılmayan ve tenkid edilmeyen bir dini hareket kalmamaktadır. Halbuki ehl-i kıbleyi tekfir etmekten ictinab umumi bir İslami kaidedir. Bundan dolayı İmam-ı Eşari’nin: “Şahid olunuz. Ben ehl-i kıbleden hiç kimseyi bir hata sebebiyle tekfir etmem.” (Haydarizade İbrahim – Mezahib ve Turük-i İslamiye Tarihi) ________________________________________ Abdülvehhab’ın şekillendirmesiyle müfrid bir mahiyet kazanan Vehhabilik hakkında çeşitli nakillerle çok mufassal bilgi vermiş olan merhum Hüseyin Hilmi Işık Bey’in şu sözleriyle bu bahse nihayet verelim: Vehhabiler, mezarlar üzerine türbe, camilere minare yapmak, kaşık ile yemek bid’attir diyorlar. Kerbela’daki Hazreti Hüseyin’in türbesini yıkıp, içindeki milyonlar değerinde kıymetli eşyayı yağma ettiler. Taif şehrini yakıp, yıkıp, kadın çocuk demeyip, Ehl-i Sünnei öldürdüler. Mallarını yağma ettiler. Buhari ve Müslim gibi en kıymetli kitaplar, birçok hadis, fıkıh ve her fenden binlerce kitap, ayaklar altında kaldı. İçlerinde Kur’an-ı Kerim de vardı. Korkudan bunları kimse kaldıramıyordu. Yerleri bile kazıp mal aradılar. Şehri yangın yerine çevirdiler. Mekke-i Mükerreme’deki türbeleri yıktılar. Mevlidinnebi olan evi Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ömer’in ve hazreti Fatıma’nın mevlidleri olan mübarek yerleri yıktılar. Müezzinlerin ezandan sonra salat ve selam okumalarına şirk dediler.”

    12.01.2015 20:46
  • Selefilik, Vehhabiliğin Kamufle Adıdır !

    Son dönemlerde özellikle Suriyede isimlerini sıklıkla duyduğumuz bir grup , Tasavvuf ehline kafir diyen tekfirci cemaat …. Vehhabiler, bu isim altında kendilerini gizliyorlar. Hatta kendilerine hakiki ehl-i sünnet anlamında Ehl-i sünneti hassa diyorlar. Selef, önceki demektir. Istılahta Sahabe ve Tabiine Selef veya selef-i salihin denir. Selef-i salihinin yolunda bulunan müslümanlara (Ehl-i sünnet) denir. Ehl-i sünnet olmayıp, Ehl-i sünnet âlimlerinin nasslarda açık bildirilmemiş olan ahkamdaki ictihadlarını beğenmeyen ve bu manası açıkça anlaşılamayan nassları yanlış tevil ederek, anladıklarını Selef-i salihinin yolu olarak savunan tekfircilere Selefiye denir. Selefin mezhebi vardır, Selefin , ehl-i sünnet vel cemaattir.Selefiye mezhebi diye bir şey yoktur. Hemen söyleyelim ki, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında, Selefiye denilen bir isim ve Selefiye Mezhebi diye bir yazı yoktur. Bu isimler mezhepsizler tarafından sonradan uydurulmuş ve bazı din adamı geçinen zevat tarafından, mezhepsizlerin kitapları Arabiden Türkçeye tercüme edilirken, Türkler arasında da yayılmaya başlamıştır. Selef-i salihin, hadis-i şerif ile meth ve sena buyurulmuş olan, ilk iki asrın müslümanlarıdır. Üçüncü ve dördüncü asırlarda gelen İslam âlimlerineHalef-i sadıkin denir. Bu şerefli insanların itikadına, Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebi denir. Bu mezhep, iman, inanış mezhebidir. Selef-i salihinin, yani Eshab-ı kiram ile Tabiin-i izamın imanları hep aynı idi. İnanışları arasında hiç fark yoktu. Şimdi yer yüzünde bulunan müslümanların çoğu, Ehl-i sünnet mezhebindedirler. Yetmişiki sapık bid’at fırkalarının hepsi ikinci asırdan sonra ortaya çıktı. Bunların bir kısmının kurucuları daha önceden yaşamış iseler de, kitaplarının yazılması ve toplu olarak ortaya çıkmaları ve Ehl-i sünnete karşı baş kaldırmaları Tabiin-i izamdan sonra oldu. Selefilerin İmam-ı Gazzali yanılgısı .. İmam El Gazzali hazretleri İlcam-ül-avam kitabında; “Bu kitapta itikad fırkalarından Selef mezhebinin hak olduğunu bildireceğim. Bu mezhepten ayrılanların bid’at sahibi olduklarını anlatacağım. Selef mezhebi demek, Eshabın ve Tabiinin itikadları demektir…”buyurarak Selef mezhebi demenin, Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebi demek olduğunu açıkça bildirmiştir. İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerinin yazdığı, Fıkh-ul-ekber kitabı, Ehl-i sünnet mezhebini müdafaa etmektedir. Bu kitapta ve imam-ı Gazali hazretlerinin, İlcam-ül-avam-anil-kelam kitabında Selefiye kelimesi yoktur. Bu iki kitap ve Fıkh-ul-ekber kitabının şerhleri arasında Kavl-ül-fasl kitabı, Ehl-i sünnet fırkasını bildirmekte ve bid’at fırkaları ile felsefecilere cevaplar vermektedir. Mısır’daki Ezher Üniversitesinden mezun üstad ibni Halife AliviAkıdet-üs-selefi vel-halef adlı kitabında şöyle yazmıştır: ibn-i Teymiye’yi kendilerine imam bildiler.” “Ebu Zehra Tarih-ül-mezahib-ül islamiyye kitabında yazdığı gibi, hicretin dördüncü asrında, Hanbeli mezhebinden ayrılan bazı kimseler, kendilerine Selefiyin ismini verdiler. Hanbeli mezhebi âlimlerinden Ebu’l-Ferec ibni Cevzi ve diğer âlimler bu selefilerin, Selef-i salihinin yolunda olmadıklarını, bid’at ehli, mücessime fırkasından olduklarını bildirerek, bu fitnenin yayılmasını önlediler. Daha sonra yedinci asırda, ibni Teymiye el-Harrani bu fitneyi tekrar alevlendirdi. Kendilerine Selefiye ismini takanlar, ibni Teymiye’yi kendilerine imam bildiler.” İbni Teymiye, Hanbeli mezhebinde olarak yetişti. Yani Ehl-i sünnet idi. Fakat sonradan kendi aklına uyarak, Ehli sünnet itikadında olmayan görüşler ortaya attı. Ehl-i sünnet itikadından ve dolayısı ile Hanbeli mezhebinden ayrılıp uzaklaştı. Ehl-i sünnetin reisi ise imam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleridir. Ehl-i sünnetin reisi ise imam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleridir. İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri, fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara ayırdığı ve usuller, metotlar koyduğu gibi, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın bildirdiği itikad, iman bilgilerini de topladı ve yüzlerce talebesine bildirdi. Talebesinden, ilm-i kelam, yani iman bilgileri mütehassısları yetişti. Bunlardan imam-ı a’zamın talebesi olan imam-ı Muhammed Şeybani’nin yetiştirdiklerinden, Ebu Bekri Cürcani dünyaca meşhur oldu. Bunun talebesinden de, Ebu Nasır-ı Iyad, kelam ilminde, Ebu Mensur-i Matüridi’yi yetiştirdi. Ebu Mensur, imam-ı a’zamdan gelen kelam bilgilerini kitaplara yazdı. Doğru yoldan sapmış olanlarla mücadele ederek, Ehl-i sünnet itikadını kuvvetlendirdi ve her tarafa yaydı. Taşköprüzade şöyle yazmıştır: “Ehl-i sünnet vel cemaatın kelam ilmindeki reisleri iki zattır. Bunlardan biri Hanefi, diğeri Şafii’dir. Hanefi olanı, Ebu Mensur Matüridi, Şafii olanı ise Ebu’l Hasen el-Eşari’dir. - See more at: http://selefilik.com/selefilik-vehhabiligin-kamufle-adidir/#sthash.C0ZQEcO3.dpuf

    12.01.2015 20:33
  • AZRAİL (A.S) ÖLEN İNSANLARA NASIL GÖRÜNÜR..!

    AZRAİL (A.S) ÖLEN İNSANLARA NASIL GÖRÜNÜR..! Azrail (as) melaikelerin büyüklerindendir ve diğer melekler gibi mümin ruhlara karşı çok şefkatli kafirlere karşı ise çok şiddetlidir “İyilerin ruhu hamurdan kıl çekmek gibi, kötülerin ruhu ise diken ağacından tülbent çekmek gibi çekilir.” Birinci olayda ruh yara almaz. İkinci olayda ise, yara alır ve delik deşik olmuş bir hale gelir. Aldığı bu yaralar kabir hayatı boyunca da ona azap çektirirler. Ruhu çekilmekte olan bir adam duyduğu acıyı şöyle terif etmiştir: “Gökler üstüme çökmüştür. Vücudum iğne deliğinden geçiyor gibidir.” Hz. Ka’b şöyle demiştir: “Ruhun çekilmesi olayında sanki her tarafı dikenli bir çubuk hastanın ağzından içine sokulur ve dikenli dallar onun damarlarına yayılırlar. Daha sonra da kuvvetli bir adam bu çubuğu çekip çıkarır.” Ruhun çekilmesi sırasında ölüm meleği de görülür. Bu melek, ölenin itikat ve amellerine göre değişik surette gelir. Mesela elektrik bir olduğu halde lambada ışık olarak görünür, elektrikli sobada ateş olarak görünür, buzdolabında soğuk olarak tezahür eder. Öylede Hz. Azrail (as) ruhun mahiyetine göre belirir. Tıpkı elektriğin girdiği alette değişik tezahür etmesi gibi. Rivayete göre İbrahim (A.S.), ölüm meleğine; “Bana kötü insanların ruhunu aldığın surette görün.” dedi. Melek: “Sen bu sureti görmeye dayanamazsın.” dedi ise de İbrahim (A.S.) ısrar ederek: “Dayanırım.” dedi Azrail (A.S.) ; “Yönünü dön.” buyurdu. İbrahim (A.S.) döndü ve Azrail (A.S.) ‘i görünce, onu kapkara, saçı sakalı karışmış, pis pis kokar, siyah elbiseli, ağız ve burun deliklerinden ateş ve dumanlar fışkırır vaziyette gördü. Buna dayanamayarak düşüp bayıldı. Ayılınca Azrail (A.S.) ‘i eski suretinde gördü ve ona “Bir günahkara, senin suratını görmek yeter. Başka bir azap ile karşılaşmasa da senin o suratın azap bakımından onun için yeterlidir.” dedi. ibrahim (A.S.) bu sefer: “Bana iyilerin ruhlarını aldığın surette görün.” dedi ve meleği güzel bir surette görünce de: “İyiler için mükafat olarak seni bu surette görmeleri yeterlidir.” demiştir İşte asilerin karşılaşacağı ve itaat edenlerin kurtuldukları zorluklar bunlardır. Amel defterlerinin kapatıldığı son anda, ölenin amelini yazan iki melek de ona görünürler. Ölen iyi kimse ise melekler ona: “Allah-u Zülcelal seni hayırla mükafatlandırsın. Sen bizi salih ameller yazmakla meşgul ve mutlu ettin.” derler. O kötü kimse ise, melekler ona: “Allah-u Zülcelal seni şerle cezalandırsın. Sen bizi kötü şeyler ve günahlar yazmakla meşgul ve mutsuz ettin.” derler. Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz ni’met ve azap göreceğini öğrenmedikçe ve cennet ya da cehennemdeki yerini seyretmedikçe ölmez.” (İbn Ebi’d-Dünya) Bir kimsenin kendisini ölüm sekeratından selametli bir şekilde muhafaza edebilmesi için, o vakit gelip çatmadan önce, Allah-u Zülcelal’in emir ve nehylerini yerine getirmeye gayret ederse, inşallah rahat ve güzel bir şekilde bu dünyadan ayrılır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “O kimseler ki, melekler onların ruhunu rahat ve hoş bir şekilde alırlar.” (Nahl; 32) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: “Mü’minin rahatlığı, ancak Allah-u Teala’ya mülaki (kavuşacağı) olacağı zamandır.” Demek ki, mü’minin emin olduğu, neşeli ve en sevinçli günü, öldüğü günüdür…!

    11.01.2015 16:48
  • Trabzon'da Çığ Felaketi

    Trabzon'un Çaykara ilçesi Karaçam Mahallesi Kavlatan bölgesinde bulunan Balkodu-2 HES santralinde öğle saatlerinde çığ düştü. 1 kişinin cesedi işçiler tarafından çıkartıldı, 4 kişi kurtarılmayı bekliyor Çığ altında kalan işçilerin isimleri belli oldu Trabzon’un Çaykara ilçesindeki HES inşaatında çığ altında kalan işçilerin isimleri belli oldu.Çığ felaketine yakalanan işçilerin isimlerinin; Muhammet Işıklı, Lokman Çelik, Nusret Er, Erhan Arslan ve Can Özyürek olduğu öğrenildi.... HES İŞÇİLERİ ELEKTRİK ARIZASINI GİDERMEK İSTERKEN ÇIĞA YAKALANMIŞ Trabzon Valisi Abdil Celil Öz, çığ altında kalan işçilerin elektrik ve jeneratör sisteminde meydana gelen sıkıntıları çözmek isterken, hazırlık aşamasında çığ altında kaldığını belirtti.

    10.01.2015 20:46
  • Hakkında

    Haberin doğru ve güvenilir adresi